24 Mart 2009 Salı

Oysa Hollywood'un bize ihtiyacı vardı.



Büyük hayallerimiz, müthiş yeteneklerimiz vardı. İlk deneyimimizi -her ne kadar şanımıza yakışmasa da- kıytırık bi' İngilizce yarışmasında yaşayacaktık; ama ne önemi vardı ki? Biz sanatımızı icra edecektik, eğer 3-5 jüri sanatımızdaki derinliği anlayamıyorsa da bunu önemsemeyecektik. Çünkü bizi anlasa anlasa Akademi jürisi anlardı.

* * *

9. sınıftayız. İngilizce öğretmenimiz bir yarışmadan bahsetti; speaking, grammer ve drama şeklinde üç bölümden oluşan (Türkiye geneli) bir İngilizce yarışmasıydı. Ama çok da üzerinde durmadı. Katılmak istemeyeceğimizi düşünüyordu. Lakin beni ve birkaç arkadaşı bu yarışma işi oldukça heyecanlandırdı.

Bana cazip gelen kısım drama kısmıydı. Hiç bir şey olmasa dahi en azından eğlenirdik. Hem zaten biz süperdik, harikaydık; niye katılmasaydık ki?

Hemen çalışmalara başladık. Ama tersinden başladık işe. İlk önce dramaya kimlerin katılmak istediğini sorup bazı düzenlemeler yaptıktan sonra senaryo üzerinde düşünmeye başladık. Tabii biz süper, hiper, mega yetenekli olduğumuzdan her şeyi kendimiz hallediyorduk. Öyle başkalarının yazdığı senaryoda oynamak klasımızı sarsardı, kendi senaryomuzu kendimiz yazacaktık. Kadro belli olunca senaryo üzerinde düşünmeye başladık. Ele alabileceğimiz konuları düşünüyorduk; ama fazla da düşünmeye gerek yoktu aslında. Çoğumuz ilk andan itibaren bir parodi olmasını istiyorduk.

Parodide karar kılınca hangi filmin parodisini yapacağımız bizi baya düşündürdü. Matrix, Pirates of the Caribbean, Lord of the Rings gibi bir sürü ihtimal geçiyordu kafamızdan; ama bazıları kadro yüzünden, bazıları da teknik sebepler yüzünden uygun değildi. Bunları tartışırken de kült filmlerin sahnelerini kendi kendimize canlandırıyor ve eğleniyorduk. Herkes ayrı telden çalarken aklımıza bir fikir geldi. Neden sadece bir filmin parodisini yapalımdı ki? Her filmden bir/birkaç karakter alıp ortaya karışık bir şeyler çıkarmak belki de en iyisiydi.

Sonra kararımızı verdik. Her filmin süperkahramanını buluşturacak bir senaryo yazacaktık. Peki nasıl buluşturacaktık ki o kahramanları? Bir görev olmalıydı elbette; ama ne? Biraz düşündükten sonra orijinalliğin sınırlarında(!) bir görev bulduk. Evet, ÖSS soruları çalınmış olacaktı ve ÖSYM başkanı da "bu işi çözse çözse bizim süperkahramanlar çözer" diyerek her filmin süperkahramanını ya da kahramanlarından birini çağıracaktı.

Konuyu belirledikten sonra (ki hala ortada bir senaryo yok, kişiler belirlendikten sonra senaryo bunun üzerine bina edilecek) en ünlü filmlerden tipimize göre kahramanları paylaştırmaya başladık. Talha, ÖSYM başkanı; Serdar, Matrix'ten Neo; Cihat, Pirates of the Caribbean'dan Jack Sparrow; Halil, Lord of the Rings'den Gimli; Oğuz Kaan, The Godfather'dan Don Corleone; Yusuf, Harry Potter'dan Harry Potter olacaktı. Ve ben de yine Harry Potter'dan Hermione Granger olacaktım.

Rollerimiz de belli olduktan sonra Serdar'la senaryoyu yazmaya başladık. Çok zevkliydi. Bir kere derslere girmiyorduk -ki bu başlı başına bir zevk zaten. Sonra bir 2-3 satır yazıp yarım saat düşünüyorduk ve aptal espriler yapıyorduk. Bu şekilde ve bir şekilde senaryo yazma işi de bitti. Ondan sonra provalara başladık. Tabii provalar yüzünden de derslere girmiyorduk, bu drama işi gittikçe zevkli bir hal almaya başlamıştı. İngilizce öğretmenimizin ve diğer arkadaşların da yardımını alıyorduk. Özellikle yarışmaya speaking'den katılacak olan Mustafa'nın çok yardımı oldu. Hem bir yönetmen gibi bizi gözlemleyip eksiklerimizi gidermemize yardımcı oluyordu hem de müziklerin gerekli sahnelerde çalınması gibi konularla ilgileniyordu. Tabii bunlar gerçekten prova yaptığımız nadir anlar için geçerliydi. Başımızda hoca olmadığında genelde kim 500 milyar ister? filan oynuyor, geyik yapıyor, Cihat'ın kendini fazla kaptırdığı ve Jack gibi davranmaya başladığı davranışlarına gülüyorduk. Gerçi bazen kendimizi eğlenmeye fazla kaptırıyor, orada niçin bulunduğumuzu unutuyorduk; ama ne önemi vardı ki canım? Ne de olsa biz bu yetenekle 2 sene sonra Hollywood'un aranan isimlerinden olacaktık.

Her şey böyle güllük gülistanlık giderken (aslında o kadar da güllük gülistanlık değildi. ben bir kere arkadaş(lar)ın tavrına çok kızmış, pelerinimi ve senaryonun yazdığı kağıdı fırlatıp terketmiştim sahneyi. sonra hönküre sümküre ağlamış, dramadan ayrılmış, arkadaşların ve öğretmenin uzun süren ısrarları sonucunda geri dönmüştüm.) hocamız çok kötü bir haber verdi. Yarışma tümüyle iptal olmuştu! Yıkıldık. Boşa giden onca emeğimize mi yanalım, hayatımızda bir sefer yaşayabileceğimiz bir deneyimden mahrum kaldığımıza mı yanalım, eğlencemizin bittiğine mi yanalım bilemedik...


Oysa ki o yarışma bizim müthiş yeteneklerimizin keşfedileceği yer olacaktı. Hollywood'un en çok aranan isimleri olacaktık. Spielbergler, Jacksonlar, Fincherlar, Burtonlar, Tarantinolar, Scorseseler, Polanskiler filan çok yalvaracaktı "hadi be hacı, gel bizim filmimizde oyna be" filan diyeceklerdi; ama biz yüz vermeyecektik. Ödüle doymayacaktık. Hatta o kadar çok Oscar'a aday olacaktık ki, altın adamlarımızı biz almaya gitmeyecektik, onlar bize yollayacaklardı. Ne kadar müthiş senaryo yazdığımızı da gördüklerinden yazdığımız senaryolar yapımcı şirketler tarafından adeta kapışılacaktı. Hollywood şirket kavgalarına sahne olacaktı. Sadece şirket mi? Aktörler ve aktrisler de bizimle çalışma ayrıcalığı elde edebilmek için çok mücadele edeceklerdi. Julia Roberts, Kate Winslet, Cate Blanchett, Nicole Kidman filan bildiğin saç saça baş başa kavga edecekti "ağzını yırtarım senin, kaltak" diyecek raddeye geleceklerdi. Brad Pitt olsun, Kevin Costner olsun, Bruce Willis olsun "şimdi kavga çıkar, ne olur ne olmaz" diyerekten kelebek taşımaya başlayacaklardı yanlarında. Hollywood'da bir çığır açacaktık. Öyle ki yıllar sonra tarih kitapları bile bizden bahsedecekti...

Lakin yarışma iptal oldu ve biz keşfedilemedik. Oysa ki bize çok ihtiyaçları vardı. Yazık oldu Hollywood'a.

6 yorum:

babegazelle dedi ki...

okullar böledir anacım gösterir çekerler sonra seni de okurken hep lise anılarım depreşiyo ha bak gene depreşti bi tane çok oyunda oynadım ben lisede sonra bigün yedi kocalı hürmüz yapılcaktı hep de çok istemişimdir oynamayı rol gene bana verilince çekemediler celallendiler oysaki bileğimin hakkıyla almıştım zorla proje dışı bırakıldım hep sen olmaz die içimde kaldıydı :(

Cev(he)riye dedi ki...

Çok şeker bi şey bu.. Ayrıca senaryonuz da bence taş çıkarır şimdiki senaryolara :P :D

Yalnız iptal olması kötü olmuş :/ Ben burda okurken heyecanlanmıştım bu işin sonun hangi kapıya çıkıcak diye..

Bi de o Harry Potter olacak çocuk, gerçek Harry'yi aratmazdı bence (: Yakışmış çocuğa :D

EyLüL Kızı dedi ki...

Harry'e bittim.

Amélie Poulain dedi ki...

Gazelle: Yok canım, bu okulun suçu değildi. Çünkü yarışma Türkiye geneli bir yarışmaydı ve zaten biz de okulu temsil edecektik, yani onlar da bizim kadar katılmamızı istiyorlardı. Ama napalım, olmadı.

Cev(he)riye: Evet, Yusuf gerçekten de rolüne uygun biriydi. Yalnız onun gözlük meselesi tam bir komediydi. Yuvarlak gözlük bulamayınca kablodan gözlük yapmıştı kendisine. İlk gördüğümde baya bi' gülmüştüm. =D

Amélie Poulain dedi ki...

Eylül Kızı: Vay be çocuk resmen ünlü oldu! Ben de zannediyorum ki keşfedilmek için teatral bir şeyler yapmamız gerek. Oysa ki bir resimle neler oldu...=)

.ruhöküzü dedi ki...

ahahahaha bayıldım ya. bizim lise dönemlerimizde niye yoktu böyle şeyler.