insan ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2011 Perşembe

7 milyar adımda dünyayı dolaşmak.

Küçüklüğümden beri hayalim dünyayı gezmektir. Farklı yerler görmek beni o kadar cezbediyor ki. Farklı yerler, farklı insanlar, farklı kültürler... Zaten herkesi cezbediyordur herhalde. Ama ne bileyim ben kendimi bildim bileli yanıp tutuşuyorum bu iş için.


Şimdiye kadar İngiltere ve Amerika'ya gidebildim. Hayalimin çok aşağısında belki; ama en azından bir başlangıç diye avutuyorum şimdilik kendimi. London Bus Tour adlı bu video'yu görmem de hem bana bir kez daha hayalimi hatırlattı, hem de Londra'yı özlediğimi hissettirdi.

Ve bu video ile bir şeyi daha fark ettim. İnsanlar. Farklı farklı. Hepsi farklı karakterde. Duyguları, düşünceleri, inançları, hayalleri, hayal kırıklıkları, aşkları, nefretleri, umutları, kaygıları, korkuları, sevinçleri, kederleri...hepsi de o kadar başka başka ki. Ne bileyim tam ifade edemeyeceğim aslında bunu. Çünkü nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Ama çok büyüleyici değil mi sizce de bu? Aynı toprak parçası üzerinde 7 milyar farklı ruh var. Hepsi benzersiz. Çok uzaklara gitmeye gerek de yok. Aynı odada kaldığınız kardeşiniz bile o kadar farklı ki sizden. Siz belki de onun çok küçük bir parçasını tanıyabiliyorsunuz ancak. Kendimi düşünüyorum mesela. İnsanlar beni ne kadar tanıyorlar ki? Hatta annem-babam, ablam, en candan dostum bile beni sadece benim onlara kendimi açtığım kadar biliyorlar, fazlası değil. Ben de tanıdığım kişileri, onların benim onları tanımama izin verdikleri ölçüde tanıyorum, fazlası değil. Böylece hiçbiri gerçek anlamda birbirini tanımadan, birbirini anlamadan 7 milyar ruh salınıyor ortada. Her biri eşsiz. Bunu düşünmek bile beni büyülüyor. Tarif edemeyeceğim bir haz. Klişe biliyorum ama, farklılık gerçekten de zenginlik. Bence sadece bunu düşünerek bile mutlu olabiliriz.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Kötü-İyi-Kötü-Sonra Yine Kötü-Bir Kez Daha Kötü-Kötü Kötü...


Bu hafta gerçekten hayatımın en kötü haftalarından biriydi. Her şeyiyle çok zordu. Vakitsizlik, ruhsal problemler, insanlar, okul meseleleri, fiziksel/mental yorgunluk, uykusuzluk (günde 3 saat uyumak), biriken işler vs. vs. Neyse ki cuma günü sunum da sınav da iyi geçti de en azından biraz olsun rahatlayabildim. Ama yine de bu hafta sinirlerim çok fazla yıprandı. Ne kadar ağladığımı, ne kadar dişlerimi sıktığımı hatırlamıyorum bile.

*

Ama haftasonu çok güzeldi. Cumartesi günü Şizoid'e gittim. Hem birlikte vakit geçirecektik hem de filmekimi kapsamında NY, I Love You'nun geceyarısı gösterimine katılacaktık. Saat 9 gibi çıktık. Filme kadar İstiklal'de vakit geçirdik, ıslandık. Sonra Atlas'a gittiğimizde gösterimin iptal edildiğini öğrendik, yıkıldık. Yapacak bir şey bulamayınca Taksim'de dolaştık, yağmur yağıyordu sevdiğimizden ıslandık. Gece 2 filandı eve geldiğimizde. Sonra yemek yedik, 4.30'a kadar muhabbet ettik, ben dayanamadım uyudum. Sabah beni uyandırdı ama pek sabah değildi. 14.45'ti yani. Kalkmış, kahvaltı hazırlamış ondan sonra uyandırdı beni. Sağolsun çok iyi ağırladı; ama çok utandırdı beni. Yatağını zorla verdi, kendisi yerde yattı ve kalktığımda da toplamama izin vermedi. Zaten hazır kahvaltıya oturmak ayrı bir mesele, çayım bile hazırdı o derece. Elinden gelse boşalan çayımı bile bana doldurtmayacaktı. Otobüs/metro dahil bütün her şeyde hiçbir şeyi benim ödememe izin vermeyişi zaten ayrı bir mesele. Kısacası sağolsun utandıracak kadar iyi ağırladı. İstiklal'de, Taksim'de, Mecidiyeköy'de vakit geçirdik cumartesi ve pazar. Her şey çok güzeldi; ama kaçınılmaz son: geri dönmek zorundaydım.

*

Haftanın acısını az çok çıkardığım haftasonundan sonra yine canım sıkıldı. Öncelikle şunu söylemem lazım ki insanlar kırılmak istemiyor, bozulmak/terslenmek istemiyor, hatta sizi kırdıklarında kendinizi savunmanızı bile istemiyorlar. Biraz önce arkadaş geldi yanıma vaktim varsa konuşmaya. Mesele şu: Bazen onlar bazı şeyler söylerken o söyledikleri şeyler bana kasıtlı olarak ya da beni kırmak için söylenmiş şeyler değilmiş. Ben de bu sözlere karşı aşırı sert cevaplar, tepkiler veriyormuşum ve bu da karşımdakini kırabiliyormuş.

Hani derler ya önemli olan ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğinizdir diye. Halt etmiş onu diyenler. Arkadaşın bunu bebek sever gibi bir ses tonuyla söylemesi ya da "bunu söylüyorum; çünkü gerçekten de bizi kırma amacı taşımadığını biliyorum. o yüzden sadece söylemek istedim" filan demesi söylediklerinin ne olduğunu değiştirmiyor. Kısacası onlar benim kırılabileceğim ya da hoşlanmadığım bir şey söylediklerinde aslında amaçları zaten beni kırmak olmadığı için benim cevap vermememi, susmamı istiyorlar.

İnsanın içgüdüsel bir tepkisi olan kendini savunma gibi bir olayı var her şeyden önce ve bu bende oldukça gelişmiş. Durumun, mekanın ya da karşımdakinin önemine aldırmadan herhangi bir lafın altında kal(a)mayacak kadar kibirliyim bir kere. Bunu kendimi övmek/yermek için söylemiyorum ama bu böyle. Bu tarz bir durumda susabilmem için karşımdakini zerre kadar önemsememem, cevap verdiğimde harcayacağım enerjiye yazık ettiğimi düşünecek kadar umursamamam lazım. Ama bu öyle bir şey de değil. Dişlerimi sıkıp, kendimi zorlamam lazım. Sinir hastası olmam lazım. Ama bu insanlar benim kendimi savunmama dahi tahammül edemiyorlarsa benim de gereksiz iletişimlerden kaçınmam gerek demek ki. Susmam gerek. Düşünmemem, üzerinde kafa yormamam gerek. Bir şey üzerinde düşünmemeye çalışmak fazlasıyla zihin yorucu aslında. Ama bir süre bunu denemek daha iyi sanırım.

İnsan ilişkileri gerçekten çok zor ve karmaşık bir konu. Yeni kurulan ilişkiler için bile.