2 Eylül 2011 Cuma

Kedi Sevmeyen Münzevi Kadınlar Derneği


"Tabii ki bir insanı sevebilirsiniz, eğer onu yeterince tanımıyorsanız."
-Charles Bukowski.

*
Sanırım Bukowski'nin bu sözü şu ana kadarki aşk hayatımın hatta biraz daha abartırsak tüm hayatımın özeti olabilir.

Biri benim için gizemini koruduğu sürece ona aşık olabilirim. Onu tanımadığım sürece onu sevebilirim. Daha doğrusu öyle olduğunu zannedebilirim. Ama onu tanıdıkça, o bilinmezler bilinmeye başladıkça bir şeyler yok oluyor. Hem de öyle hızlı bir şekilde yok oluyor ki bir gün önce sevdiğimi zannettiğim çocuk ertesi gün itici, katlanılması imkansız biri haline geliyor. Şimdiye kadar aksi hiç gerçekleşmedi. Birkaç gün değil de birkaç hafta sürdü kimi zaman bu hoşlanma aşaması; ama aksi olmadı. Aşka dönüşmedi.

İtiraf etmeliyim, 19 yaşındayım ve henüz hiç aşık olmadım. İlk başlarda kolaydı, küçükken. Çevremdeki aşık kişileri bir avuç aptal olarak niteliyordum, bu kadar safça ve mantıksız davranmaları beni çileden çıkartıyordu zaman zaman. Sonra biraz büyüdüm, bazı şeyleri anlamaya başladım ve aşık olmak normal bir şey gibi geldi. Evet, o kadar da mantıksız değildi belki de. Sonuçta sevmek, bir şeyleri paylaşmak filan önemli şeyleri. Belki de aşık olmak saçmalamak değildi ve mazur görülebilirdi. Sonra biraz daha büyüdüm, anlamaya devam ettim. Fark ettim ki aslında aşık olmak baya baya güzel bir şeydi. Tüm o filmler, kitaplar, şarkılar... Hepsi saçma olamazdı. Hem nadir de olsa birbirini gerçekten seven insanlar vardı gerçek hayatta da. O mutluluğu, gözlerindeki o parıltıyı fark ettim sonra. Huzuru gördüm. Huzur ki zaman zaman mutlu olsam da erişemediğim bir şeydi. Belki de gerçek aşk, huzur demekti. Daha sonra o huzuru yaşamak istedim. Aşık olabilmek istedim. Birbirimizi karşılıklı olarak anlayabileceğimiz, beraber gülüp eğlenebileceğim, onun yanında kendimi eksik (ama aynı zamanda da rahatsız edici bir fazlalık olmaksızın) hissetmediğim birine aşık olabilmek istedim. Beraber huzurlu olalım istedim.

Ama olmuyordu işte. Olmuyor. Kimseye aşık olmuyorum, olamıyorum. Şu zamana kadar değil aşık olmak, sevme aşamasına bile geçemedim zannediyorum ki. Hep hoşlanmada kaldım. Sonra en ufak bir bir söz, davranış, bakış, duruş karşımdakini gözümde bitirdi. Biraz önce mükemmel çifttik ama şimdi müzik zevki berbattı, ya da sinemadan anlamıyordu, ya da kitap okumayı sevmiyordu, ya da saçma sapan konuşuyordu, ya da yeterince zeki değildi, ya da komik değildi, ya da fazla ciddiydi, ya da çocuk gibi davranıyordu, ya da güzel giyinmiyordu, ya da geri kafalıydı, ya da kültürsüzdü, ya da çok şımarıktı, ya da ya da ya da... İşte benim için hepsi vazgeçme sebebi. Gerçekten iyi bir sebebe ihtiyacım yok. Onun hakkında bir şeyler öğrendikçe en ufak bir şey bile her şeyi bitirebilir. Evet, sanırım tam olarak kusursuzu (ama kendi kusursuzumu) istiyorum. Hayır, kendim kusursuz olduğumdan filan değil; ama aşık olabilmem için öyle olmalı. Hoş göremiyorum, katlanamıyorum, görmezden gelemiyorum. O şey hemen gözümde büyüyor. Sonra bir bakıyorum ki kendime hayret ediyorum, nasıl oldu da ondan hoşlanabildim diye.

Bilmiyorum normali bu mu yoksa ben de mi bir gariplik var. Arkadaşlarım böyle giderse kimseye aşık olamayacağımı söylüyor. Ben de yavaş yavaş kabullenmeye başladım; ama hala daha biraz umudum var. Hani diyorum belki... Belki de gerçekten aşık olacağım kişiyi gördüğümde hepsi önemsiz gelecek, hiçbirine aldırış etmeyeceğim hatta fark edemeyeceğim bile kusur diye nitelediğim tüm o şeyleri. Belki de zaten bir insanın kusurlarını böylesine takıntılı olmanın aşkla filan bir ilgisi yoktur. Orada konuşan sadece mantıktır ve mantık da sana o kişiye aşık olmamak gerektiğini söylüyordur. Ama belki de aşk önceden beri düşündüğüm gibi mantıksızlıktır, saçma şeyler yapmaktır. Belki de tek sorun henüz "o"nunla karşılaşmamış olmaktadır.

Doğru olan hangisi bilmiyorum; ama şimdilik iki seçeneğim var. Ya kedi sevmeyen münzevi bir kadın olacağım ya da bitmek bilmez bir umutla "o"nu bekleyeceğim (artık o her kimse).

1 yorum:

Jano dedi ki...

kendin doğruyu söylemişsin, aşık olunca hepsi önemsiz gelecek