kitap koklamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap koklamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2009 Cumartesi

8*


* Bu bilgisayar yasağı denen şey berbat bir şey. Gerçekten.


* İnternetimin başına buyruk davranması hiç hoş değil. Canı istediğinde gidip-gelmek gibi.


* Hala daha adam gibi yazı yazmamam/yazamamam gerçekten de içler acısı.


* Artık kitap okuyamama halim sona erdi çok şükür. Eskiden olduğu gibi delicesine kitap okuyorum, muhteşem bir şey bu!


* Yukarıda bahsettiğim ruh hali bana Eylül'ü bitirtti dün itibariyle (bu cümleyi kurabilmek ne güzelmiş!). Aslında bunda başladığım kitabı yarım bırakınca suçluluk hissetmemin çok büyük etkisi var.


* Hiç ders çalışmıyorum/çalışamıyorum. İşte bu kötü.


* Arkadaşlık ilişkilerimin farkına varmadan bu hale gelmesi üzücü. Oysa benimle sorunu olan gelip adam gibi konuşsa böyle olmayacak, saçma tavırlar hiçbir şeyi çözmüyor çünkü. Ayrıca beni yok saymak için de iyi bir sebepleri olabilir tabii; ama keşke yapmasalar.


* İnsanların güvenip bana sorunlarını anlatmalarını ve bunlara çözüm bulmak için çabalamayı seviyorum. Tam da şu an olduğu gibi.

6 Ocak 2009 Salı

Küstüler kitaplarım bana...


Kitap okumayı gerçekten çok severim ben, küçüklüğümden beri. Liseye kadar doğru dürüst hiç arkadaşım olmadı benim. Evet, oldukça klişe; ama ben hep kitaplarla arkadaştım. Okula gitmeden okumayı öğrendiğimden, aynı ölçüde kitap okuma düzeyim de yaşıtlarımdan biraz ileride oldu. Mesela 2. sınıfta millet 'Ayşegül balkondan kendini atıyor', 'Ayşegül mallıkta sınır tanımıyor' gibi isimlere sahip Ayşegül serisini okurken; ben V. C. Andrews'in Çatı'sını okuyordum.

Arkadaş denen kavramla pek tanışık olmadığımdan yeni bir dünya tanımak, o dünyada yaşamak, kahramanları kendimle özdeşleştirmek bana inanılmaz cazip geliyordu. Saatlerce okurdum, ailemin kızmasına yol açacak derecede. Ve bu hep böyle devam etti... Yani şu son bir kaç aya kadar.

Bir şeyler oldu bana. Deli gibi okumak istediğim halde okuyamıyorum. Büyük bir heyecan ve merakla aldığım ve şu an elimi uzatsam dokunabileceğim kitapları okumuyorum, hala daha içlerinde ne sakladıklarını merak etmeme rağmen. Bir kitaba başlıyorum, kitabın güzel bir kitap olduğunu farkettiğim halde bir şekilde okuyamıyorum. Sonra bir kitap daha, bir kitap daha, daha ve daha... Hayatım boyunca yarım bıraktığım kitap sayısı iki elin parmaklarını geçmezken, bu sene (okul başladığından beri) başladığım kitabı tamamlamak benim için olağanüstü bir şey oldu. Arada vicdanımı susturmak için "vaktim yok ne yapayım, yoksa ohooo" diyorum; ama biliyorum ki saatlerce bilgisayar karşısında embesilce vakit geçirmek veya aslında izlemediğim televizyona boş gözlerle bakmak yerine kitap okuyabilirim. Ama yapamıyorum...

Ne oldu ki sanki? Her zaman yapmaktan en çok keyif aldığım şey, okumak, ne zaman kendimi zorlasam da yapamadığım bir şey oldu? Geceleri uykusuz kalmayı yeğleyerek, günde birkaç saatçik uykuyla dolaşmaktan yüksünmeyerek, annem kontrol etmeye geldiğinde kitabı yorganın altına saklayıp uyuyormuş numarası yaparak gece lambasının loş ışığında okuduğum kitapları; nasıl oldu da uzun, boş saatlerde okuyamaz oldum? Küstüler mi yoksa temelli, kendilerini açmak istemiyorlar mı bu yüzden?

Küstüyseniz, ne olur gelin barışalım. Kokunuzu çok severim ben sizin, uzun uzun koklayayım yine sizi. Hem yalnız da hissetmem kendimi, girmeme izin verirseniz dünyanıza. Ben açsam kapağınızı, siz de açar mısınız kapınızı bana?

16 Kasım 2008 Pazar

Twilightsevergillerden misiniz?



Bu yazın ortalarına doğru bir arkadaş grubumun çoğunun (özellikle de kız kısmının) kişisel iletilerinde olsun, nicklerinde olsun Twilight, Edward&Bella türünden şeylere çok fazla rastlamıştım. Bir kaç gün sonra merak edip sordum nedir, ne değildir diye. Öğrendim ki Bestseller olmuş 5 kitaplık bir serinin ilk kitabıymış. Arkadaşlardan biri de e-book'unu bulmuş, ondan ona derken yayılmış da yayılmış. Bana da attılar kitabı. Ama ben şu zamana kadar e-book okumamış, bu zamandan sonra da okumayı düşünmeyen biri olarak okumayı şiddetle reddettim. Kitabın da dijitali mi olurmuş allasen? Kitap dediğin iki kapak arasına girebilmeli, koklanabilmeli (evet buradan açıklıyorum, kitap koklama manyaklığım var. keş gibi kokluyorum kitapları.), dokusu hissedilebilmeli ve tabii ki yatarak okunabilmeli...


Bu dikkafalılıkla okumadım ben bunu ve uzun bir süre de normal şeklini aradım. Bu arada sürekli Twilight'la ilgili şeyler araştırıyordum, yani bende iyice takıntı haline gelmişti bu mesele. Okumalıydım bir şekilde. Manisa'da bulamadım; ama çok da dert etmedim. Manisa küçük bir şehir zaten, İzmir'de bulurum dedim. Bir kaç hafta sonra İzmir'e bir arkadaşımın yanına gittim bir kaç gün kalmaya. Daha önceden meseleyi ona da açmış, onun da bu konuya eğilmesine sebep olmuştum. İzmir'e gittiğimde o kitabı bulup almaya karar verdik; ama bulamadık. Evet, İzmir'de dahi yoktu kitap. Olanlardaysa kalmamıştı. Tabii bu arada "Alacakaranlık Kuşları", "Alacakaranlık Kuşağı" gibi kitapları zorla satmaya çalışan kitapçılarla da mücadele ettik. Sonuç olarak İzmir'de de bulamadık Alacakaranlık'ı. Biz kitabı aramaya devam ediyorduk; ama hiçbir yerde bulamıyorduk. Hatta sırf bunun için arkadaşın erkek arkadaşı da seferber olmuştu. Sonunda erkek arkadaşının aklına internetten sipariş etmek geldi. Bir sitede bulduk ve sipariş ettik; ama defalarca mail atmamıza rağmen kitabı göndemediler.


En sonunda arkadaşın erkek arkadaşı Ankara'ya gittiğinde bulup getirdi. Öğrendik ki Epsilon bu ekim ayında piyasaya sürmüş(ondan önceki Dharma'ydı, ondan bu kadar zorlanmıştık). Kitap yazılı haftasında elimizde olduğundan bizim için baya zor oldu. Eğer kitaba başlarsak sınavları boşlayacağımızı biliyorduk. O sebeple büyük bir irade göstererek 10 günlük sınav dönemimizin bitmesini bekledik. Önce bahsi geçen arkadaş okudu. Ve nihayet ben. 4 aylık bekleyişin sonucunda bu sabah kitabı bitirdim.


Okuma süreci benim için oldukça sancılıydı. sırma tuğçe ve zeynep isimli 3 dişikişinin bi takım yazıları var burda.'da ben bazen... isimli bir yazı vardı Tuğçe imzalı. Orada filmlerde, kitaplarda filan empati yaptığını söylemişti. Ben de öyleyim. İstemdışı bir şey bu. Hemen o dünyaya giriveriyor, kurgunun tam da göbeğine oturuyorum(kitaplarda daha da çok olur bu). Hele de ben o kitabı çok seviyorsam yandığımın resmidir. Asıl dünya sanki kabukmuş, ben de aslında o dünyada yaşıyormuşum gibi olur. Rüyalarıma girer filan... Yine aynı şey oldu. Aklımda fikrimde Alacakaranlık vardı. Psikolojim bozuldu. Her kelimeyi, her durumu onunla bağdaştırır oldum. =D



Burada uzun uzun kitap yorumu yapacak değilim; ama bir kaç şey söylemeden de geçmeyeyim. İtiraf etmeliyim ki bu kadarını beklemiyordum. Çok, çok farklı bir kitap. Sanki fantastik gibi değil de; yaşamın içinde var olan, yarın sizin de başınıza gelebilirmiş gibi bir his uyandırıyor(en azından bende uyandırdı.=P). Ve okuyan her kız (çoğunluk diyelim misal Eylül aşık olmamıştı) gibi ben de Edward'a aşık oldum. Böyle şeylerin bir çok kişiye salakça geldiğini biliyorum; ama bu, demin bahsettiğim empatiötesi durumumdan kaynaklanıyor(bir de böyle demem her kitap karakterine aşık olduğumu düşündürtmesin lütfen=D)... Neyse uzatmayalım.

Epsilon New Moon(serinin ikinci kitabı)'u da piyasaya sürdüğünden onu da hemen D&R'dan sipariş edip edindik. Yalnız Epsilon önce New Moon'u piyasaya sürüp, Twilight'ı sonradan alelacele piyasaya sürdüğünden bir çok hata vardı. Hatta bazı kısımları direkt atlamışlar. Bu kısımlarda Epsilon'a sövüp, sevmediğim e-book'a talim etmek zorunda kaldım.

Şimdi derdim filmin vizyona girmesi. AFM dahi bu konuda ses çıkarmadı daha. Lütfen kitap gibi b.kunu çıkarmasınlar bunun da. Kudurucam yoksa.