müzik dinlemek güzel şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik dinlemek güzel şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Kasım 2011 Pazartesi
i was waiting to be struck by lightning, waiting for somebody exciting.
sanırım hayatımın geri kalanında bu klibin içinde yaşayabilirim.
16 Ağustos 2011 Salı
31 Mart 2011 Perşembe
8 Şubat 2011 Salı
"Bulunmadığım yer, kendim olduğum yerdir."

"Hayat belki de filmlerin, şarkıların, resimlerin ve yazıların güzel olabilmesi için çirkin kaldı."
Bu da benim geçenlerde söylediğim şöyle bir şeye cevap oldu. Güzel de oldu. Daha da güzeli bunu plansızca, sadece yazgı ile açıklayabileceğimiz bir şekilde ve fazlasıyla uygun bir zamanda görmüş olmam.
# Dikkat ederseniz yukarıdaki, fotoğrafı çekilmiş kitap sayfasından bahsetmiyorum bile. O apayrı, o güzel. O ben.
27 Haziran 2010 Pazar
Country ruhun ilacıdır.

Bu sene işte YGS, LYS bilmemne derken oradan oraya koşturmaktan o kadar bitkin düştüm ki ne yazmaya ne okumaya ne de izlemeye fırsat bulabildim. Dün her şey bir şekilde sonlanmışken şu an her şey için bu kadar keyifsiz olmamsa bence açıklanamaz. Bir arkadaşım status'üne "Keşke sınavdan sonra yapacaklarımızı yazsaydık, biri bana hatırlatsın." yazmış. Daha fazla katılamazdım. Sene içinde dünya kadar kitap aldım ki yazın okuyayım, yaz içinde bitirebileceğimden çok daha fazla hatta. Dünya kadar film/dizi ayarladım. Dünya kadar plan yaptım. Ama sanki tüm bunları yapabilmem için gereken enerjinin son kısmını da dün sınavda harcadım. Şu an her şey o kadar büyüyor ki gözümde. Çoğunlukla müzik dinliyorum. Genelde dingin, huzurlu, huzuru arayan şarkılar, sesler. 2 tane country şarkısı var, 4-5 gündür sürekli onları dinliyorum. Orijinalleri ve tüm coverları ile birlikte.
İlki şu an Nina Simone (ki kendisi benim için çok önemlidir) coverını dinlediğim Mr. Bojangles. Şarkı Jerry Jeff Walker'a ait muhteşem bir country şarkısı ama onunla kalmamış tabi. Sayısız kişi coverlamış: Nina Simone, John Denver, Bob Dylan, Harry Belafonte, Sammy Davis JR, The Byrds, Robbie Williams ve daha birçok kişi. Şarkıda bahsi geçen Mr. Bojangles Jerry Jeff Walker'ın New Orleans'ta tanıştığı bir sokak dansçısı.
Şarkının (orijinal) Jerry Jeff Walker'lı hali şöyle:
Beni şarkıyla tanıştıran Nina Simone coverı da şöyle:
Ama diğer coverlarına da bakmanızı tavsiye ederim. Çok güzel yorumlar var çünkü.
Bahsedeceğim ikinci şarkı ise yine sayısız kişi tarafından coverlanmış çok ünlü bir country şarkısı, John Denver'a ait Take Me Home Country Roads. Düşününce evden ayrılmaya daha bir 3 ayım filan var; ama neden böyle memleket özlemiyle yanıyormuş gibi şarkılar dinliyorum bilmiyorum. Bana huzurlu gelen bir yanı var şarkının, sebebi o galiba. Bu şarkının da Lynn Anderson, Toots and the Maytals, , Israel Kamakawiwo'ole ve daha birçok farklı kişi tarafından yapılmış coverı bulunmakta.
John Denver'a ait (orijinal) hali şöyle:
Ve şu an yazının kontrolüm dışında geliştiğini fark ediyorum. Amacım aslında ne kadar sıkıntılı olduğumu, şu sınav sürecinin ve o süreç içinde yaşadığım bazı olayların beni ne kadar yıprattığını yazmaktı ama müzik deyince birden yazının ekseni kaydı. Sanırım onlar da başka yazılara sarktı artık.
20 Ekim 2009 Salı
Oturma Odasında Bir 'Dancing Queen'

Pazar gecesi -yani şu evdeki herkesin yattığı, benim de oturma odasına geçip test çözdüğüm gece- sıkıla sıkıla test çözüyordum. "Bari müzik dinleyeyim, daha az sıkılırım en azından." diyerek mp4'ümü taktım kulağıma.
İlk başta böyle normal normal dinliyordum işte ben, sonra Joy Division'ın Love Will Tear Us Apart'ı çalmaya başladı. Neden bilmiyorum böyle acayip bir gaz yaptı bende şarkı. Sesi sonuna kadar açtım ve kulağımda kulaklıklarla kollarımı iki yana açarak ritmik bir şekilde dönmeye başladım. En azından o sayfalarca süren, bitmek bilmeyen karışım problemlerini çözmekten çok daha güzeldi. Ben de kaptırdım kendimi. Şarkı biterken dedim ki "şimdi karışım problemlerine dönersem kusabilirim, en iyisi ben böyle devam edeyim.". Öyle de yaptım listeden tek tek birbirinden alakasız bir sürü şarkı seçip bir yandan dans ettim, bir yandan da şarkı söyledim -teknik olarak sadece ağzımı kıpırdattım; çünkü sanırım saat 12 sularında herkes yatmışken avaz avaz bağırmak pek hoş karşılanmazdı ev ahalisi tarafından.
Sessiz olmam mühim değildi ama. Ben yine de ağzımı sonuna kadar açıp şarkıları söylüyordum, hatta sözlerini bilmediğim şarkılarda sözleri uyduruyordum. Ve tabii ki deliler gibi dans ediyordum. Çünkü ben o sırada bir süperstardım, dancing queen'dim. Böyle ayrıntıların önemi olmazdı tabii ki de.
Seçtiğim şarkıların da etkisiyle dur durak bilmeden tam bir saat boyunca (12-1) oynadım, atladım, zıpladım, döndüm, türlü türlü atraksiyonlara girdim. Love Will Tear Us Apart'la başladığım dansıma When I Grow Up'la devam ettim -ki işte o beni iyice kıvama getirdi. Çünkü ben when i grow up'ı dinlerken hep bir kızılderili şarkısı dinliyormuş gibi hissediyorum, bu yüzden de o çalarken çok etnik bir dans yaptım. Böyle hatta bir an gözlerimi kapadım; yüzümde boya, kafamda da tüy varmış gibi hissettim. Sonra bundan sonra en iyi Arjantin gider. Arjantin çalmaktayken klasik, modern, rock'n roll bütün dans figürlerini sergiledim. Hatta şu adını bilmediğim ama bir zamanların ayakları çapraz kaydırarak yapılan hareketi bile yaptım. Hazır böyleyken bir de Nolur Nolur Nolur çok iyi giderdi -ki gitti de. Ardından tarzımı değiştirdim ve biraz Meksika havaları olsun dedim, Inspiración'u açtım o yüzden. Ve zarif bir dansa başladım. Dönüşleriyle, el-kol hareketleriyle, adımlarıyla... O sırada Hold On çalmaya başladım - ki zaten ben de tam bu kadar zarafet yeter diyecektim. Hold On'la tekrar hareketlendim. O bitmek üzereyken 22'yu dinlemem gerektiğini düşündüm. Çünkü her ne kadar neşeli bir havada geçse de 22, anlamı itibariyle beni hep biraz hüzünlendirir. Sadece twenty two kısımlarını seventeen hissiyle söylerim o kadar. Onu açtığım sırada kardeşimin bacağına sürdüğü jel gözüme çarptı. Her ne kadar ortasından sıkılmış diş macunu tüpüne benziyor olsa da bir mikrofon olarak bence gayet de idare ederdi. Ben de onu mikrofon niyetine elime aldım ve sahne havasına daha da çok girdim. Hazır Lily Allen açmışken bir de Not Fair dinledim. Çünkü ondaki klasik rock havası o gece için gayet güzel olurdu hatta oldu da. Ardından listeye şöyle bir bakındım ve tabii ki Africa'yı açtım. Africa değişik ve hoş bir şarkı. Egzotik bir yanı var. Hem bir şeyler yapmak için enerji veriyor hem de hüzünlendiriyor. Severim yani... Neyse ardından tekrar Joy Division'a döndüm ve Transmission'ı açtım. Ian Curtis "dance, dance, dance, dance to the radio" dedikçe ben iyice coştum. Ama sonrasında niye hala hiç Beatles şarkısı açmadığımı düşündüm ve Ob-La-Di, Ob-La-Da'yı açtım. Beatles klasörüne girince Help'i de atlamadım tabii. Ardından her ne kadar pazar gecesi (hatta saat yönüyle pazartesi) olsa da haftanın her günü dinlenebilecek güzellikteki Friday I'm in Love'ı açtım. Sonra listeye tekrar göz atarken bence sırf ismi için bile dinlenebilecek olan Caravan Girl'ü (evet, anahtar kelime karavan. nerden bildin?) farkettim ve onu açtım. Ardından Relator'la da bana retro hissi veren bir son yaptım.
Şimdi tek tek bakınca listeye çok saçma bir diziliş aslında. Hatta dizilişi geçtim. Sanatçılar tamamıyla birbirinden alakasız. Normalde art arda dinlemeyi aklımdan geçirmeyeceğim kişiler. Ama o gece hepsi o kadar harikaydı ki. 1 saat boyunca beni müthiş eğlendirdiler. Son günlerin o bıkkın ve stresli havasından 1 saatliğine de olsa kurtardılar beni. Yine de tek bir eksik vardı, o da ABBA. Dancing Queen'i dinleyemedim bir kere. O kadar da dancing queen sayılmam demek ki...
Demek ki insanın acil durumlar için mp4'ünde birkaç tane ABBA şarkısı olması gerekiyor. En azından oturma odası aksiyonları için.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

